0216 391 20 00
Hakkımda Dermatolojik Uygulamalar Dermokozmetik Uygulamalar Lazer Epilasyon Sık Sorulan Sorular İletişim
GÜNEŞ

11Güneş, içimizi ısıtıp, yeniden yaşama sevinci verir. O yüzden yaz aylarını sabırsızlıkla bekleriz.Güneşin en önemli etkisi vücudun D vitamini sentezlemesini sağlamasıdır. Özellikle çocukların kemik gelişiminde temel bir rol üstlenir. Ayrıca antibakteriyel etkisi vardır. Her kişide olmasa da çoğunlukla güneş, akne ve sivilce tedavisinde de faydalıdır. Güneş doğru kullanıldığında deri hastalıklarının bir kısmında tedavi edici iken fazlası hastalığın artışına neden olabilir. Örneğin; Psoriasis vulgaris (sedef hastalığı) ve vitiligo (ala hastalığı) güneş ile hem düzelebilir hem de artabilir.

Güneş ile oluşan hastalıkların başında fotosensitivite yani ışık duyarlılığı gelir. Fotosensitiviteden sorumlu spektrum UV (ultraviyole) ile görünür ışınlardır. UV 3 alt spektrumdan oluşur. UVC 200-290 nm dalga boyundadır. Ozon tabakası tarafından tutulur. UVB 290-320 nm dalga boyundadır. UVB ise melanojenik uyarım yapar ve güneş yanığından sorumludur. UVA 320-400 nm dalga boyundadır. Erken pigmentasyon oluşumundan sorumludur. Fotoyaşlanmada en önemli role sahiptir. Dünyaya ulaşan ultraviyolenin %90’dan fazlası UVA, %10’dan azı ise UVB’dir. UVC atmosfer tarafından tutulmakla birlikte, ozon tabakasının incelmesiyle artık yeryüzüne gelebilmektedir.

UVB ve UVCderi kanserleri riskini artırmaktadır.UV ışınlarının yanıklara, erken deri yaşlanmasına, deri kanserleri ve katarakt gelişimine, immunsupresyona ve latent virüslerin aktivasyonuna neden olduğu çok iyi bilinmektedir. Bu istenmeyen etkileri dışında ayrıca güneş kişilerin yalnızca beşte birini etkileyen, fotodermatozlar diye bilinen bazı hastalıklara neden olmaktadır. Bu hastalıkları birkaç grup altında toplamak mümkündür. Bunlar;

1)Kazanılmış İdiyopatik Dermatozlar(güneş alerjisi): Polimorf ışık erüpsiyonu, aktinik prurigo, hidroa vaksiniforme, solar ürtiker, kronik aktinik dermatit

2)DNA oanarım bozukluklarır:Kseroderma pigmentozum, Cockayne sendromu,trikodiodistrofi, Bloom sendromu, Rothmund Thomson sendromu

3)Endojen veya ekzojen kimyasallar veya ekzojen ilaçlarla fotosensitizasyon:Porfiria, akut inflamatuar reaksiyon (fototoksisite), ekzematöz reaksiyon (fotoallerji)

4)Güneşle alevlenen hastalıklar: Herpes simpleks nüksleri (uçuk), lupus eritematozus, atopik ekzema, dermatomiyozit, pemfigus foliceaus, eritema multiforme, akne rozasea, pellegra, Riehl melanozu, seboreik ekzema, viral enfeksiyonlar, Bowen hastalığı, aktinik follikülit, aktinik liken planus, psoriazis gibi bazı dermatozları başlatabilir veya şiddetlendirebilir. Pigment eksikliğinin gözlendiği vitiligo ve albinizm de de ışık duyarlılığı gözlenir. Güneş ışığı efelid (çil) oluşumuna ve hipopigmentasyona da yol açabilir.


Güneş Yanığı:Ultraviyole B’nin en çok eritem oluşturan dalga boylarıyla (295-315 nm) ışık gören yerlerde oluşan toksik bir kontakt dermatittir. Deniz kıyısında ve dağlık bölgelerde UV ışınlarını tutan toz partikülleri bulunmadığından ve UVB’nin su, kum, kar yüzeyinden yansıması nedeniyle daha sıktır. Bulutlu havalarda görünen ışınlar az geçtiği halde UV ışınlarının geçişi önlenemediği için ağır yanıklar olabilir.

Fotonontakt Dermatit:Bazı maddelerin UV veya görünür ışığın etkisiyle birinci derece irritan veya allerjik duyarlandırıcıya dönüşerek oluşturdukları tablodur.

a. Nonimmunolojik mekanizmayla oluşanFototoksik reaksiyon:Kimyasal olarak indüklenmiş 1. Derece güneş yanığı gibidir. Normalde reaksiyon uyandırmayan bir dalga boyu enerjisinin ışığa duyarlandırıcı bir maddenin varlığında o maddenin molekülleri tarafından emilerek uyardığı reaksiyona denir. Duyarlandırıcı konsantrasyonu ve ışığın dozu yeterli ise ortaya çıkar. Bu maddeler;

-Katran bileşikleri, -Furokumarin içeren psoralen, havuç, kereviz, turunçgiller, incir, bazı çayır bitkileri, -Antrakinon ve akridin içeren (rivanol, metilen mavisi) boyalar, -Sülfonamid, tiyazid, tetrasiklin, griseofulvin gibi ilaçlar, kadminyum sülfit v.b.

Klinikte eritem, ödem, bül gözlenebilir. Vücudun açık bölgelerinde ve keskin sınırlıdır. Akut dönemden sonra aylarca süren bir pigmentasyon kalır. Fototoksik reaksiyon, kimyasal madde deride kaldığı sürece devam eder.Çayır dermatiti, incir dermatiti, parfümlerde bulunan psoralenlerin özellikle bergamut yağının neden olduğu boyun etrafında gözlenenBerlok dermatiti,tetrasiklinler / psoralenler / oral kontraseptifler ve kloramfenikolün yol açtığıfotoonikolizisbaşlıca klinik şekillerdir.


b. İmmunolojik mekanizmayla oluşanFotoallerjik reaksiyon:Geç tipte bir aşırı duyarlılık reaksiyonudur. Işığın etkisiyle aktive olan bileşik (topikal antihistaminikler-NSAİ bileşikler, sabun-şampuan-deodorantlarda bulunan bazı maddeler, PABA-sinnamik asit içeren güneşten koruyucular, kinin, parfümler v.b.) immunolojik olarak aktif bir bileşik haline dönüşür ve fotoallerjik reaksiyona neden olur. 2. Temasta ortaya çıkar. Allerjen deride depolandığından duyarlandırıcıyla temas kesilse de devam edebilir. Akut ekzematöz değişiklikler, ürtikaryal lezyonlar ve pigmentasyonla karakterize olup, vücudun kapalı bölgelerinde de görülebilip keskin sınır yoktur.

Polimorf Işık Erüpsiyonu:Genellikle ilk üç dekatta ve kadınlarda 2 kat fazladır.Vücudun güneş gören bölgelerinde, güneşe çıkıldıktan 30 dakika-3 gün sonra beliren eritem, papül, vezikül, püstül, ve ödemli plaklar gibi çeşitli lezyonlar ile karakterize bir tablo olup, her hastada bir tip lezyon baskındır En sık papül ve papüloveziküllere rastlanır.Tüm güneş gören bölgelerde birden lezyon olması zorunlu değildir.Ön kol, el sırtı ve göğüs “V”si, yüz ve boyuna göre daha sık tutulur. Oluşumunda en sık UVA, bazen UVB veya bu iki farklı dalga boyundaki ışının kombinasyonu rol oynar. Lezyonlar güneşe çıkılmadığı taktirde 1 hafta içinde geriler.

Etyopatogenezi tam olarak bilinmemekle beraber, ışık ile indüklenen bir antijene karşı gecikmiş hipersensitivite reaksiyonu olduğu görüşü üzerinde durulmaktadır. Tablonun özelliği, ilk şiddetli atağın, güneşin etkili olmaya başladığı ilkbahar ve erken yaz aylarında gelişmesi, yaz boyunca ise şiddeti giderek azalan ataklar yapmasıdır. Çok kaşıntılı olan belirtiler her yıl tekrarlar. Yalnızca şiddetli kaşıntı ile seyredebilir.

Tedavide; UVA ve UVB filtresi içeren güneşten koruyucuların düzenli olarak kullanılması atakların engellenmesinde en önemli faktördür. PUVA uygulayarak ilkbaharda tolerans oluşturulması, kısa süreli sistemik veya topikal kortikosteroid tedavisi en uygun tedavi seçenekleridir. Beta karoten ve antimalaryaller sistemik olarak en etkili ilaçlardır.

Hidroa Vaksinaforme ve Hidroa Aestivale:Genellikle yaşamın ilk on yılında başlayan ve güneş gören alanlarda birkaç saat sonra ağrı ve yanma hissiyle birlikte ödem ve papüller, 24 saat sonra da grup halinde, göbeklenen veziküler ataklarla karakterize olan bu tablolardahidroa aestivale hiçbir iz bırakmazken, hidroa vaksiniforme çiçek hastalığındakine benzer sikatrislerle iyileşir.Yaşın ilerlemesiyle kendiliğinden geriler. Yüksek koruma faktörlü güneşten koruyucular, hidroksiklorokin, beta karoten, düşük doz UVB ve PUVA tedavileri yarar sağlayabilir.

Solar Ürtiker:Güneş gören bölgelerde, güneşe maruziyetten birkaç dakika sonra ortaya çıkan, kaşıntılı ürtiker papülleri ile karakterizedir. 1-2 saatte geriler. Tedavide güneşten korunma, antihistaminikler, UVA / UVB / PUVA, dirençli olgularda hidroksiklorokin önerilebilir.


Fotoyaşlanma (Dermatohelozis):Güneş ışığı veya yapay kaynaklardan (PUVA, solaryum v.s.), uzun süreli ve aşırı dozda UV ışıklarına maruz kalma sonucu ortaya çıkan deri değişiklikleridir. Tip 1 ve 2 deri tipinde yani beyaz renge sahip olanlarda daha sıktır. Çiftçilik, denizcilik gibi açık havada bulunmayı gerektiren meslekler fotoyaşlanmayı kolaylaştırıcı rol oynar. Başlıca yüz, boyun, el sırtı gibi yoğun güneş alan bölgelerle görülür.


Ultraviyole ışınlarının derinin değişik yapılarını etkilemesi sonucu çok farklı belirtiler görülür. Epidermal hasar sonucu; atrofi, hafif kırışıklıklar, saydamlaşma, zemindeki damarlarda belirginleşme ve kseroz gibi değişiklikler olur. Elastik lif dejenerasyonu sonucu ortaya çıkan solar elastoz ise, derinin sarımsı, derin olukları olan, kırışık bir durum almasıdır. Oluklar germe ile kaybolmaz. Özellikle boyun ve ensede belirgin olan “Kutis romboidalis nuchae” solar elastozun şiddetli şeklidir. Deri kaldırım taşı görünümü alır.


Favre-Racouchot sendromundaözellikle göz çevresinden başlayarak yanaklara doğru yayılan boyun, ense ve kulakları da tutabilen multipl elastom (koyu sarı renkli papül, nodül veya kistler), yaygın solar elastoz, yüz derisinin sararması ve multipl senil komedon ve milia şeklinde bulgular gözlenir. Kutis romboidalis “nuchae”, multipl aktinik keratoz gibi aktinik hasarın diğer belirtileride bulunabilir.


Ultraviyole ışınları özellikle açık tenlilerde yüzde diffüz ve kalıcı eriteme, çok sayıda telenjiektazilere, el sırtında purpuralara neden olabilir. Fotoyaşlanmanın diğer belirtileri ise geç ortaya çıkan efelidler, lentigo solarisler, aktinik keratozlar, seboreik keratozlar ve pigmentasyon bozukluklarıdır. Özellikle alt ekstremiteler ve kollarda hipopigmente lekeler görülür. Sıklıkla açık tenlilerde görülen Civatte’nin poikiloderması olarak adlandırılan tablo ise özellikle göğüs “V”’si ve boyunda keskin sınırlı olmayan, kırmızı kahverengi pigmentasyon, atrofi, telenjiektazi ve kıl folliküllerinde belirginleşme ile karakterizedir.


Fotoyaşlanma belirtileri büyük ölçüde geriye dönüşümsüzdür. Son yıllarda solar elestozda topikal retinoik asit ve alfa hidroksi asitler ile olumlu sonuçlar bildirilmektedir. Tip 1 ve 2 deri tiplilerde fotoyaşlanma kozmetik sorun ve malignite riski oluşturduğundan erken yaştan itibaren güneşten korunma önerimelidir.


Güneş, içimizi ısıtıp, yeniden yaşama sevinci verir. O yüzden yaz aylarını sabırsızlıkla bekleriz.Güneşin en önemli etkisi vücudun D vitamini sentezlemesini sağlamasıdır. Özellikle çocukların kemik gelişiminde temel bir rol üstlenir. Ayrıca antibakteriyel etkisi vardır. Her kişide olmasa da çoğunlukla güneş, akne ve sivilce tedavisinde de faydalıdır. Güneş doğru kullanıldığında deri hastalıklarının bir kısmında tedavi edici iken fazlası hastalığın artışına neden olabilir. Örneğin; Psoriasis vulgaris (sedef hastalığı) ve vitiligo (ala hastalığı) güneş ile hem düzelebilir hem de artabilir.

 


Güneş ile oluşan hastalıkların başında fotosensitivite yani ışık duyarlılığı gelir. Fotosensitiviteden sorumlu spektrum UV (ultraviyole) ile görünür ışınlardır. UV 3 alt spektrumdan oluşur. UVC 200-290 nm dalga boyundadır. Ozon tabakası tarafından tutulur. UVB 290-320 nm dalga boyundadır. UVB ise melanojenik uyarım yapar ve güneş yanığından sorumludur. UVA 320-400 nm dalga boyundadır. Erken pigmentasyon oluşumundan sorumludur. Fotoyaşlanmada en önemli role sahiptir. Dünyaya ulaşan ultraviyolenin %90’dan fazlası UVA, %10’dan azı ise UVB’dir. UVC atmosfer tarafından tutulmakla birlikte, ozon tabakasının incelmesiyle artık yeryüzüne gelebilmektedir.


UVB ve UVCderi kanserleri riskini artırmaktadır.UV ışınlarının yanıklara, erken deri yaşlanmasına, deri kanserleri ve katarakt gelişimine, immunsupresyona ve latent virüslerin aktivasyonuna neden olduğu çok iyi bilinmektedir. Bu istenmeyen etkileri dışında ayrıca güneş kişilerin yalnızca beşte birini etkileyen, fotodermatozlar diye bilinen bazı hastalıklara neden olmaktadır. Bu hastalıkları birkaç grup altında toplamak mümkündür. Bunlar;


1)Kazanılmış İdiyopatik Dermatozlar(güneş alerjisi): Polimorf ışık erüpsiyonu, aktinik prurigo, hidroa vaksiniforme, solar ürtiker, kronik aktinik dermatit


2)DNA oanarım bozukluklarır:Kseroderma pigmentozum, Cockayne sendromu,trikodiodistrofi, Bloom sendromu, Rothmund Thomson sendromu


3)Endojen veya ekzojen kimyasallar veya ekzojen ilaçlarla fotosensitizasyon:Porfiria, akut inflamatuar reaksiyon (fototoksisite), ekzematöz reaksiyon (fotoallerji)


4)Güneşle alevlenen hastalıklar: Herpes simpleks nüksleri (uçuk), lupus eritematozus, atopik ekzema, dermatomiyozit, pemfigus foliceaus, eritema multiforme, akne rozasea, pellegra, Riehl melanozu, seboreik ekzema, viral enfeksiyonlar, Bowen hastalığı, aktinik follikülit, aktinik liken planus, psoriazis gibi bazı dermatozları başlatabilir veya şiddetlendirebilir. Pigment eksikliğinin gözlendiği vitiligo ve albinizm de de ışık duyarlılığı gözlenir. Güneş ışığı efelid (çil) oluşumuna ve hipopigmentasyona da yol açabilir.



Güneş Yanığı:Ultraviyole B’nin en çok eritem oluşturan dalga boylarıyla (295-315 nm) ışık gören yerlerde oluşan toksik bir kontakt dermatittir. Deniz kıyısında ve dağlık bölgelerde UV ışınlarını tutan toz partikülleri bulunmadığından ve UVB’nin su, kum, kar yüzeyinden yansıması nedeniyle daha sıktır. Bulutlu havalarda görünen ışınlar az geçtiği halde UV ışınlarının geçişi önlenemediği için ağır yanıklar olabilir.


Fotonontakt Dermatit:Bazı maddelerin UV veya görünür ışığın etkisiyle birinci derece irritan veya allerjik duyarlandırıcıya dönüşerek oluşturdukları tablodur.


a. Nonimmunolojik mekanizmayla oluşanFototoksik reaksiyon:Kimyasal olarak indüklenmiş 1. Derece güneş yanığı gibidir. Normalde reaksiyon uyandırmayan bir dalga boyu enerjisinin ışığa duyarlandırıcı bir maddenin varlığında o maddenin molekülleri tarafından emilerek uyardığı reaksiyona denir. Duyarlandırıcı konsantrasyonu ve ışığın dozu yeterli ise ortaya çıkar. Bu maddeler;


-Katran bileşikleri, -Furokumarin içeren psoralen, havuç, kereviz, turunçgiller, incir, bazı çayır bitkileri, -Antrakinon ve akridin içeren (rivanol, metilen mavisi) boyalar, -Sülfonamid, tiyazid, tetrasiklin, griseofulvin gibi ilaçlar, kadminyum sülfit v.b.


Klinikte eritem, ödem, bül gözlenebilir. Vücudun açık bölgelerinde ve keskin sınırlıdır. Akut dönemden sonra aylarca süren bir pigmentasyon kalır. Fototoksik reaksiyon, kimyasal madde deride kaldığı sürece devam eder.Çayır dermatiti, incir dermatiti, parfümlerde bulunan psoralenlerin özellikle bergamut yağının neden olduğu boyun etrafında gözlenenBerlok dermatiti,tetrasiklinler / psoralenler / oral kontraseptifler ve kloramfenikolün yol açtığıfotoonikolizisbaşlıca klinik şekillerdir.


b. İmmunolojik mekanizmayla oluşanFotoallerjik reaksiyon:Geç tipte bir aşırı duyarlılık reaksiyonudur. Işığın etkisiyle aktive olan bileşik (topikal antihistaminikler-NSAİ bileşikler, sabun-şampuan-deodorantlarda bulunan bazı maddeler, PABA-sinnamik asit içeren güneşten koruyucular, kinin, parfümler v.b.) immunolojik olarak aktif bir bileşik haline dönüşür ve fotoallerjik reaksiyona neden olur. 2. Temasta ortaya çıkar. Allerjen deride depolandığından duyarlandırıcıyla temas kesilse de devam edebilir. Akut ekzematöz değişiklikler, ürtikaryal lezyonlar ve pigmentasyonla karakterize olup, vücudun kapalı bölgelerinde de görülebilip keskin sınır yoktur.


Polimorf Işık Erüpsiyonu:Genellikle ilk üç dekatta ve kadınlarda 2 kat fazladır.Vücudun güneş gören bölgelerinde, güneşe çıkıldıktan 30 dakika-3 gün sonra beliren eritem, papül, vezikül, püstül, ve ödemli plaklar gibi çeşitli lezyonlar ile karakterize bir tablo olup, her hastada bir tip lezyon baskındır En sık papül ve papüloveziküllere rastlanır.Tüm güneş gören bölgelerde birden lezyon olması zorunlu değildir.Ön kol, el sırtı ve göğüs “V”si, yüz ve boyuna göre daha sık tutulur. Oluşumunda en sık UVA, bazen UVB veya bu iki farklı dalga boyundaki ışının kombinasyonu rol oynar. Lezyonlar güneşe çıkılmadığı taktirde 1 hafta içinde geriler.


Etyopatogenezi tam olarak bilinmemekle beraber, ışık ile indüklenen bir antijene karşı gecikmiş hipersensitivite reaksiyonu olduğu görüşü üzerinde durulmaktadır. Tablonun özelliği, ilk şiddetli atağın, güneşin etkili olmaya başladığı ilkbahar ve erken yaz aylarında gelişmesi, yaz boyunca ise şiddeti giderek azalan ataklar yapmasıdır. Çok kaşıntılı olan belirtiler her yıl tekrarlar. Yalnızca şiddetli kaşıntı ile seyredebilir.


Tedavide; UVA ve UVB filtresi içeren güneşten koruyucuların düzenli olarak kullanılması atakların engellenmesinde en önemli faktördür. PUVA uygulayarak ilkbaharda tolerans oluşturulması, kısa süreli sistemik veya topikal kortikosteroid tedavisi en uygun tedavi seçenekleridir. Beta karoten ve antimalaryaller sistemik olarak en etkili ilaçlardır.


Hidroa Vaksinaforme ve Hidroa Aestivale:Genellikle yaşamın ilk on yılında başlayan ve güneş gören alanlarda birkaç saat sonra ağrı ve yanma hissiyle birlikte ödem ve papüller, 24 saat sonra da grup halinde, göbeklenen veziküler ataklarla karakterize olan bu tablolardahidroa aestivale hiçbir iz bırakmazken, hidroa vaksiniforme çiçek hastalığındakine benzer sikatrislerle iyileşir.Yaşın ilerlemesiyle kendiliğinden geriler. Yüksek koruma faktörlü güneşten koruyucular, hidroksiklorokin, beta karoten, düşük doz UVB ve PUVA tedavileri yarar sağlayabilir.


Solar Ürtiker:Güneş gören bölgelerde, güneşe maruziyetten birkaç dakika sonra ortaya çıkan, kaşıntılı ürtiker papülleri ile karakterizedir. 1-2 saatte geriler. Tedavide güneşten korunma, antihistaminikler, UVA / UVB / PUVA, dirençli olgularda hidroksiklorokin önerilebilir.


Fotoyaşlanma (Dermatohelozis):Güneş ışığı veya yapay kaynaklardan (PUVA, solaryum v.s.), uzun süreli ve aşırı dozda UV ışıklarına maruz kalma sonucu ortaya çıkan deri değişiklikleridir. Tip 1 ve 2 deri tipinde yani beyaz renge sahip olanlarda daha sıktır. Çiftçilik, denizcilik gibi açık havada bulunmayı gerektiren meslekler fotoyaşlanmayı kolaylaştırıcı rol oynar. Başlıca yüz, boyun, el sırtı gibi yoğun güneş alan bölgelerle görülür.


Ultraviyole ışınlarının derinin değişik yapılarını etkilemesi sonucu çok farklı belirtiler görülür. Epidermal hasar sonucu; atrofi, hafif kırışıklıklar, saydamlaşma, zemindeki damarlarda belirginleşme ve kseroz gibi değişiklikler olur. Elastik lif dejenerasyonu sonucu ortaya çıkan solar elastoz ise, derinin sarımsı, derin olukları olan, kırışık bir durum almasıdır. Oluklar germe ile kaybolmaz. Özellikle boyun ve ensede belirgin olan “Kutis romboidalis nuchae” solar elastozun şiddetli şeklidir. Deri kaldırım taşı görünümü alır.


Favre-Racouchot sendromundaözellikle göz çevresinden başlayarak yanaklara doğru yayılan boyun, ense ve kulakları da tutabilen multipl elastom (koyu sarı renkli papül, nodül veya kistler), yaygın solar elastoz, yüz derisinin sararması ve multipl senil komedon ve milia şeklinde bulgular gözlenir. Kutis romboidalis “nuchae”, multipl aktinik keratoz gibi aktinik hasarın diğer belirtileride bulunabilir.


Ultraviyole ışınları özellikle açık tenlilerde yüzde diffüz ve kalıcı eriteme, çok sayıda telenjiektazilere, el sırtında purpuralara neden olabilir. Fotoyaşlanmanın diğer belirtileri ise geç ortaya çıkan efelidler, lentigo solarisler, aktinik keratozlar, seboreik keratozlar ve pigmentasyon bozukluklarıdır. Özellikle alt ekstremiteler ve kollarda hipopigmente lekeler görülür. Sıklıkla açık tenlilerde görülen Civatte’nin poikiloderması olarak adlandırılan tablo ise özellikle göğüs “V”’si ve boyunda keskin sınırlı olmayan, kırmızı kahverengi pigmentasyon, atrofi, telenjiektazi ve kıl folliküllerinde belirginleşme ile karakterizedir.


Fotoyaşlanma belirtileri büyük ölçüde geriye dönüşümsüzdür. Son yıllarda solar elestozda topikal retinoik asit ve alfa hidroksi asitler ile olumlu sonuçlar bildirilmektedir. Tip 1 ve 2 deri tiplilerde fotoyaşlanma kozmetik sorun ve malignite riski oluşturduğundan erken yaştan itibaren güneşten korunma önerimelidir.

Dermokozmetik Uygulamalar
LAZER EPİLASYON MEZOTERAPİ KİMYASAL PEELİNG BOTOX DOLGU TEDAVİSİ MEZOLİFTİNG KRYO TERAPİ SAÇ MEZOTERAPİSİ LAZERLE KILCAL DAMAR TEDAVİSİ ENZİM PEELİNG DERMATERAPİ PRP TEDAVİSİ FRAKSİYONEL LAZER METABOLİK BALANCE SPOT PEELİNG THREAD LİFT FIBROCELL GENÇLİK AŞISI
Dermatolojik Uygulamalar
CİLT HASTALIKLARI BENLER GÜNEŞTEN KORUNMA SAÇ DÖKÜLMESİ DERMATOLOJİK UYGULAMALAR
- ÖZGEÇMİŞ - ÜYESİ OLDUĞU VE GÖREV ÜSTLENDİĞİ ULUSAL VE ULUSLARARASI KURULUŞLAR - TEŞEKKÜR BELGESİ - BİLİMSEL VE MESLEKİ YAYINLAR - TEZLER - YAZILI BİLDİRİLER - SÖZEL BİLDİRİLER - KATILDIĞI ULUSLAR ARASI-ULUSAL BİLİMSEL KURS EĞİTİM - SEMİNER VE KONFERANSLAR - KURSLAR
0216 391 20 00
Aziz Mahmut Hüdai Mah. Halk Cad. Şişik iş merkezi No: 50/5
Üsküdar -İSTANBUL
web_tasarımı_medyatör